kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Şubat 2019 Çarşamba
ON BİR DAKİKA# PAULO COELHO
Aysun Dereköy
Şubat 20, 2019
aşk, canyayınları, dünyaedebiyatı, kitap, onbirdakika, Paulocoelho, roman
Paulo Coelho,bu kitabında insan hayatının en mahrem tarafına dalıyor.Kadın ve erkeğin birlikteliğinin sadece onbir dakikasının zevk verdiği düşüncesinden hareket ederek cinselliği irdeliyor.Aslında bir genç kızın kadınlığa geçiş döneminde cinselliği tanımasıyla öyküye başlıyorsunuz.Genç kızlıkta yaşanan aşkla kadınlıkta yaşanan aşk,aşkta cinselliğin yeri,haz alma,vücudun ve ruhun tepkileri.Her konuyu ayrı ayrı düşünmenize sebep oluyor.
Baktığınız zaman bir genç kızın ülkesini terk etmesi ve fahişelik yapması üzerine kurulmuş bir hikaye.Oysa kadın dünyasını sansürsüz bir şekilde en özel duygularına kadar ele alıyor,yoğuruyor,şekillendiriyor ve size de zaman veriyor.Düşüncelerin akışına kendinizi kaptırıyor ve kendi acabalarınızla yüzleşiyorsunuz.
Genç kız fahişeliğe adım atma noktasında şöyle düşünüyor:
"Doğmayı talep etmedim.Kendimi sevdirmeyi beceremedim.Hep kötü kararlar aldım ve şimdi,hayatın benim yerime karara varmasına izin veriyorum."
Çoğumuz kaderimde varmış deyip geçiştiririz yaşadıklarımızı.Oysa sıradan bir fahişe gözüyle bakılan Maria, her zaman kendi kararlarını kendi verdiğine inanıyor.Burada bile kendi vazgeçtiği için hayatın onun hakkında karar verme gücünü bulduğunu savunuyor.Her ne yaşanırsa yaşansın sorumluluğunu üzerine alacak güçte bir karakter olması beni çok etkiledi.Çoğumuz yaşadıklarımızdan dolayı başkalarını ya da hayatı suçlamayı tercih ederiz çünkü.
insanların kalabalıklar içinde yanlızlığını da şöyle anlatıyor:
"İnsanoğlu susuzluğa bir hafta,açlığa iki hafta katlanabilir.Yıllar boyunca sokakta yaşayabilir ama yalnızlığa dayanamaz.Bütün işkencelerin,bütün ısdırapların en kötüsüdür ,o."
Aşka gelince;
""Aşk başkasında değil,kendimizdedir.Onu biz uyandırırız.Ama uyanması için bir başkasına ihtiyaç duyarız.Evren,sadece heyecanlarımızı paylaşacak biri olduğunda anlam kazanır."
Kitabı bitirdiğimde aşk hakkında bende kalan tek şey,dürüstlük ve özgürlüktü.Aşkı yaşamanın en güzel yolu,kendine ve karşındakine dürüst olmaktı. Özgürsen ve kendine yetiyorsan,kimseden bir şey talep etmezsin.Sadece mutlu olduğun için seversin.Sevginde özgürdür.Ve özgürlük yalanı,sahteliği engeller.Mutluluğu ve aşkı getirir.
İnsan hayatına yön veren arzuları ve tutkularıdır.Arzuladığın şey bilmediğin,merak ettiğin şeydir.Ve merak ettiğin şeyin üzerine gidersin.Onu elde edemedikçe daha çok peşinden koşarsın.Sonra o bir tutkuya dönüşür.Senin için anlamı,değeri,kapsamı büyür devleşir.Ancak elde ettiğinde birden o dev yok olur.İşte bu yüzden insan yaşamak için arzulamalıdır.Arzunun yarattığı heyecana ihtiyacı vardır.Günlük işlerinin sıradanlığına katlanabilmek için arzulamalı,tutkuyu hissetmelidir.Yoksa sıradanlığa dayanamaz ,depresif olur veya hayattan vazgeçer.
Bana onlarca duyguyu sorgulatan,duyguların tartışılmasına öncülük eden yazara çok teşekkür ediyorum.
Sizlerde okuyun ve fikirlerinizi belirtin.Yeni kitaplarda buluşalım.
18 Şubat 2019 Pazartesi
KÜRK MANTOLU MADONNA #SABAHATTİN ALİ
Sabahattin Ali insan ruhunu en iyi gözlemleyen ve en iyi yazan yazar bence.Ruhu bir kanaviçe gibi ince ince işliyor ve sonra ona uygun bedeni giydiriyor.Kürk Mantolu Madonna 'yı okurken bunu daha iyi farkettim.
Baktığınız zaman hikaye bilindik.Kavuşamayan iki sevgilinin hikayesi.Ama okurken bu kadar basit değil.Kişilerin ruh haline bürünüyorsunuz adeta.Öyle güzel anlatıyor ki anın duygularını,o vücuttan çıkıp sizin vücudunuza giriyor duygular.
Özellikle Raif Bey sizi tümüyle kaplıyor. Hüznü,çaresizliği,acıyı ,boş vermişliği onunla yaşarken bazı anlarda boğulacak gibi oluyorsunuz.içinizden "yeter artık,gevşe biraz," demek geçiyor.
Kitabın bitiminde düşündüm.Aşkı niçin yaşıyoruz ,diye.Gerçekten mutlu olmak için yaşasaydık bütün aşıklar kavuşurdu.Oysa gerçek aşkların çoğu kavuşamıyor.Karşılıklı birbirimizi mutlu etmek için yaşasaydık tüm sorunları ortak çözmeye çalışırdık.Oysa çoğu aşık sevdiğini üzmemek adına sorunları kendi halletmeye çalışıyor ve her iki tarafda genellikle mutsuz oluyor. Aşkı toplumu mutlu etmek için de yaşamadığımız kesin.Çünkü her hikayenin bir kıskananı,bir sorun yaratanı var.Toplum olarak aşkı sevseydik,aşıklara da bir şekilde yardım ederdik.Oysa yine çoğu aşkta toplum destek değil,köstek oluyor. O zaman anladım ki biz aşkı acı çekmek için yaşıyoruz.Biz acı çektikçe toplum bize daha çok sahip çıkıyor ve biz acımız sayesinde yalnız kalmıyoruz.Oysa aşk iki kişilik yalnızlık.Bir süre sonra bu yalnızlık fazla geliyor ve aşk bitiyor.Ya da paylaşılacak insan sayısını artırabilenler aşkı sevgiye döndürüyorlar.
Kitap okumayı bu yüzden seviyorum işte.Her kitap yeni bir fikire ve yeni hayatlara gebe.Üstelik okuyanına özel anlam taşıyor.Kişi yaşadıkları ölçüsünde yorum yapıyor.
Hadi arkadaşlar,sizde okuyun ve yorumlayın.fikirlerinizi bekliyorum.
Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle...
12 Şubat 2019 Salı
MUTLULUK#ZÜLFÜ LİVANELİ
"İnsan insanın zehirini alır."
Meryem,Cemal ve Prof.İrfan Kurudal...
"Kurulu düzen insanın kendi kendisiyle karşılaşmasını engelliyordu.Düzen dışına çıkmaya çalışanlar da kayboluyorlardı."
"İnsanoğlu,çevresindeki koşullara uyum göstererek hayatta kalma becerisine sahip bir bukalemundu."
Bazen en büyük çaresizliğin aslında en güzel hayatın kapılarını size açtığını görürsünüz..bu kitap da bu hissi duyacaksınız.
Celladın kurban,kurbanın cellat olduğuna tanık olacaksınız.Kaybolmuş hayatlara yön verdiğinizi düşünürken aslında kendinizin kaybolduğunu anlayacaksınız.
Üç değişik hayat,üç değişik karakter.Kim cellat,kim kurban ,kim seyirci hadi hep beraber okuyalım.
Kitabı bitirdiğimde düşündüğüm ilk şey yargıların değişkenliğiydi. Ortamlar değiştiğinde insanlar ve yargılar da değişiyordu.Kurallar ve yaşam tarzları koşullara göre değişiyordu.O zaman doğru diye bir şey yoktu. Ya da doğru ve yanlış değişkendi. Sonuç yine aynıydı.
Hayatın sabit kuralları olmadığı gibi sabit doğruları da yoktu. Bu durumda insanları neye göre suçlayıp cezalandırıyorduk ki...
SON ADA#LİVANELİ
Son ada bir romandan ziyade bir hayat özeti oldu benim için.Yaşadığım ülkenin koşullarını ve hayatımızı bir roman tadında gözler önüne seriyor.Bitirdiğimde biraz şaşkın biraz üzgün ve biraz da ağlanacak halimize gülüyoruz modundaydım.
Aslında bir evi ,bir adayı ya da bir ülkeyi yönetmek birbirinden hiç farklı değilmiş.Mesele insanları ikna etmekten geçiyormuş.Bunu bilsek de bu kitap öyle bir yüzümüze vuruyor ki,anlamadık diyemiyoruz.Başkaları bizim adımıza karar verse de,kararı bizim verdiğimize ,bizi ikna ediyorlar.Kendi yanlışlarını yanlış,kendi doğrularını doğru kabul ediyoruz.Zorlama yok.İşte bu kabiliyet insanı,lider,başkan,kural koyucu yapıyor.İstesek de istemesek de biz ikna edilen grubuz.
İnanmıyor musunuz?Okuyun ve tekrar düşünün...
10 Şubat 2019 Pazar
BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU#STEFAN ZWEIG
Bir gün hiç tanımadığınız bir insandan bir mektup alırsanız ne yaparsınız?
Elbette çoğu kişi de yazarın yaptığını yapar ve açıp okumaya başlar.Ama ya yazılanlar hayatınızı değiştirecekse...Ya bir daha eski siz olmayacaksanız yine de okur muydunuz?
Ben en azından bir kez daha düşünürdüm ama herkes gibi merakıma yenik düşer ve okurdum.Dilerim böyle bir mektup almam.Öylesine güzel ve acınası bir durum ki. Bir taraftan gurur duyarken bir taraftan acı çekiyorsunuz.Yazar sadece bilinmeyenden gelen mektubu aktarıyor ama siz yazarın içinden mektubu okuyorsunuz. sevginin barındırdığı çeşit çeşit duyguları birlikte hissediyorsunuz. Okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Sevgi tek bir açıklamaya sığmadığı gibi tek bir kalpde de birden farklı anlamlarda yaşayabiliyor.
Kalbimizin sınırları meğer ne kadar genişmiş.Bu kitap bana bunu düşündürdü.Tüm duyguları katmanlarıyla barındırıyoruz içinde.Yetmiyor o katmanlarda da farklı şiddetlerde hissediyoruz.
Kendimize acı vermek yada kendimizi sevindirmek bizim elimizde.Yaşadığımız olaylara verdiğimiz tepkiler ve bunların farklı şiddette olması bizden kaynaklanıyor.Çünkü hisleri yaratan biziz. Sevgi bir kavramdır,acı bir kavramdır ama kapsamları ve şiddetleri kişiseldir.Bu nedenle yargılama yapamayız.
Mektubu yazan kişinin yarattığı sevgi çok güçlü ve verdiği acı da o derece derin.Ama bunu yaratan kendisi.O sevgiyi sonuna kadar hayal edip yaşamış ve getirdiği acıya da dayanmış.
Yazar için ise sevgi günlük hayatta mutlu olmanı sağlayacak kadar yüzeyel ve unutulması gereken bir duygu. Yazar acı çekmekten korktuğu için belki de güçlü sevgi istemiyor.Yüzeyel ve değişken sevgiler yaşıyor.
Sonuçta herkes tercih ettiği gibi yaşar.Duygular evrenseldir ama içerikleri kişiseldir.Bu yüzden kimseyi yaşadığı ve ya yaşayamadığı duygulardan dolayı yargılayamayız...
7 Şubat 2019 Perşembe
SIRÇA KÖŞK#SABAHATTİN ALİ
Aslında öykü okumayı çok sevmem.Romanın içine dalmak,orada kendime yakın gördüğüm karaktere bürünerek kitabın içine girmek ve hikayeyle bütünleşmek en sevdiğim.Romanları okumayı değil yaşamayı severim.Ama Sabahattin Ali öykülerini öylesine hatyatın içinden olaylarla ve öylesine gerçekçi yazmış ki elinizden bırakamıyorsunuz.Yaşadığı ülkeyi ve insan hayatlarını çok güzel gözlemlemiş.Bizim meşhur koca çınar kahvelerimiz vardır.Ülkenin orta yerinde bir çınar kahvesine oturmuş ve kahveye her uğrayan insanda bir gerçeği görerek yazmış da yazmış.Öyküler bittiğinde tüm Anadolu insanını tanımış oluyorsunuz.
Öyküleri okurken sevgili yazarımız sanki gözüümün önünde canlandı.Bir yandan yazısını yazıyor,bir yandan da insanımızın saflığına ve cahilliğine bıyık altından gülüyordu.Her hikaye de bunu hissettim.Sanki o yazarken bana anlattı bende o çınaraltı kahvehanede onu dinledim.Çok güzel bir duyguydu. Sizlerde okuyun ve hislerinizi paylaşın lütfen.
Hikayelerden bir iki alıntı ve çıkarım eklemek istiyorum.
PORTAKAL:"Akdeniz sahillerinden aldım bin tane eve geldi bir tane."
BEYAZ BİR GEMİ:"Sanat,yeryüzünde ve insanların içinde olup bitenleri,çöplükle sarayı aynı hakikatten uzak ve güzelleştirici örtüye bürüyen ay ışığı gibi tatlı bir yalan bulutunun arkasından göstermeye mecburdu,sanat eserinden faydalanabilecek durumda olanlar,her şeyden önce avunmak,oyalanmak istiyorlardı;sanatkarın ekmeği de işte bu tatlı rüya meraklılarına bağlıydı,yoksa kömür kayığında yüzükoyun yatan yırtık zıpkalı Bartın uşağına değil.
KATİL OSMAN:"Bu dünya böyledir işte,kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır,kimi adı katile çıktı diye adam öldürür.
3 Şubat 2019 Pazar
SABAHATTİN ALİ HAFTASI#KUYUCAKLI YUSUF
Geçmişten günümüze Sabahattin Ali'nin kalemiyle gelen lirik bir aşk hikayesi.
Dilinin sadeliği,kişilerin o döneme özgü sıradan hayatlarıve olayların öngörülebilir olması bizi bu kitaptan uzaklaştırmıyor.Aksine daha da yakınlaştırıyor.Günümüz şartlarında herşey bu kadar materyalistken,buradaki saf ve gerçek sevgi belki de bizi çekiyor. Ya da zaman ne kadar değişirse değişsin,değişmeyen güç dengelerine olan hayretimiz mi..Belki de içinde sıradan bir hayatı anlatır gibi işlediği başkaldırının inceliğine kapılıyoruz.Hangi sebeple olursa olsun mutlaka okumak isteyeceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Sabahattin Ali'nin 1937'de yazdığı bu roman Edremit-Ayvalık civarında geçen bir aile dramıdır aslında.Yazarın ilk romanı olma özelliğini de taşır.
Romanın geçtiği dönemler 1900-1914 yılları arasındaki savaş öncesi Anadolu taşrasıdır.
Aydın-Kuyucak'da ailesi eşkiya tarafından öldürülen Yusuf,kaymakam Salahattin bey tarafından evlatlık edinilerek Edremit'e getirilir.Kızıyla aynı eşitlikte muamele etse de Yusuf,evlatlık olduğunu asla unutmaz.
Yusuf karakteri,içinde özgürlük duygusunu hep taşıyan ama evlatlık olmanın verdiği eziklikle hep tutukluk yaşayan ve sürekli başkalarının gücünü üzerinde hisseden bir gençtir.
Kaymakam Sabahattin bey ise dönemin mevki sahibi memurlarından biraz farklıdır.Çıkarları uğruna hareket etmek yerine sessiz kalmayı ve silik yaşamayı tercih etmiştir.Romanın bir bölümünde Yusuf'a nasihat ederken net bir şekilde hissediyoruz bunu:
"Hayattan fazla şeyler bekleme.Dünyada felaketin içinden enaz zararla kurtulmanın yolu haayata uymak,muhite uymak,hiç sivrilmemektir.Hayatı olduğu gibi kabul etmek gerekir.Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma."
Kaymakam'ın kızı Muazzez,dönemin bastırılmış,toplum kuralları dışına çıkamayan ve ilk gördüğü erkeğe bağlanan bir genç kız gibi görünse de olayların gidişatı hayatını oldukça değiştiriyor.
Dönemin Anadolu taşrasında şartlar günümüz dünyasından pek de farklı değil aslında.Para kimdeyse hüküm verme hakkı ona ait.İsyan etmek için koşul yoktu belki ama isyan ettikten sonra hayatın zorluklarına dayanamadığın için yine yok oluyordun.
Taşra hayatı,çıkar ilişkileri,güç dengeleri,lirik bir aşk hikayesinin etrafına oya gibi işlenerek sunulmuş bu romanda.Gelin bir de siz okuyun ve düşüncelerinizi bana aktarın.
Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle...
31 Ocak 2019 Perşembe
BİR AŞK ŞAİRİNİN TRAJİKOMİK HAYATI#ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Ümit Yaşar Oğuzcan,22 Ağustos 1926'da Tarsus'da doğmuş.En sevdiğim aşk şairlerinden biri olduğu için hayatını merak ettim.Ona bu kadar duygusal şiirleri yazdıran nasıl bir hayattı ,diye düşündüm.Hayat hikayesini okudukça şaşırdım ve hayret ettim.Şiirleri kadar ilginç bir hayatı vardı. onun hikayesi bana öncü oldu.okuduğum tüm güzel şiirlerin yazarlarını araştırdım.hepsinde de ilginç hikayeler gördüm.bu yazımda sizlerle onların hayatlarına girmek istiyorum.Şair Ümit'in çocukluğunu yazmak için hastalık kronolojisi kullanmak zorunda kaldım.
3 Yaşında ayağını kırdı.
4 Yaşında mangala oturdu.
5 Yaşında 20 basamaklı taş merdivenden yuvarlandı
7 Yaşında sandık kapağı başına düştü.
8 Yaşında ateşli kızamık sonrası kekeme kaldı.
14 Yaşında apandisit ameliyatı oldu.
19 Yaşında böbrek ameliyatı geçirdi.
30 Yaşında bademcik ameliyatı oldu.
Şairin çocukluğunda yaşadıkları bize ne kadar trajik gelse de kendisi bunları doğal karşıladığını söylemiş.Ben buna inanmıyorum.Çünkü her zaman melankolik bir yapısı varmış.Sürekli intihar girişimlerinde bulunmuş. Bu girişimler hiç sonuca ulaşmamış ama ona çok büyük bir acı yaşatmış.
18 yaşındaki oğlu Vedat,babasının sürekli intihar girişiminde bulunmasından çok etkilenmiş ve babasına gerçek intiharın nasıl olduğunu göstermiş.Bir gece kendini galata kulesinden aşağı atmış ve ölmüş.
Yaşamdan çok ölümü seviyorum diyen şair için o günden sonra da hep ölüm ve acı şiirleri yazmış.
Oğlunun ölümünü şöyle şiire dökmüş şair`;
Açarken ufkunda güller alevden
Çıktı her günkü gibi gülerek ev
Kimseye belli etmedi içindeki yangını
Yürüdü kendinden emin, sonsuzluğa doğru
Galata Kulesi’nde bekliyordu ecel
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak
Ölüm yolcusunun son arzusu buydu
Bir adam düştü Galata Kulesi’nden
Bu adam benim oğlumdu.Genç yaşında isteği olmadan evlendirilmiş.CNN'de yaptığı bir açıklama da hayatı boyunca kendini ailesine ispatlamak zorunda kaldığını ve geçim sıkıntısı çektiğini söylemiş.Hayatında sevdiği üç kadın olmuş.Ayten,Mihriban ve ikinci eşi Ulufer Oğuzcan.
Şair banka memuru olarak çalıştığı yıllarda stajyer olan Ayten'i görmüş ve ona aşık olmuş.İşte onun için yazdığı şiir;
Milyon kere Ayten
Ben bir Ayten'dir tutturmuşumOh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Ayten'deyiz
Günlerden Ayten'ertesidir.
Şair her daim sevdiğini ama hiçbir zaman güçlü bir aşkla sevilmediğini söyler. Oğlunun ölümünekadar aşk ve sevgi üzerine yazan şair daha sonraları ayrılık ve ölüm üzerine yazmıştır.Şiirlerinin bazıları şarkı olarak bestelenmiştir. En bilinen şiirlerini burada verip şarkıları müzik listeme ekleyeceğim.
BİRGÜN ANLARSIN
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık. Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık. Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için, Vurursun başını soğuk taş duvarlara. Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın. Duyarsın, Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin. Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini. Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini. Boşuna geçip giden günlerine yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların. Sevilen gözlerin erişilmezliğini. O hiç beklenmeyen saat geldi mi? Düşer saçların önüne, ama bembeyaz. Uzanır, gökyüzüne ellerin. Ama çaresiz, Ama yorgun, Ama bitkin. Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın. Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın hayal kurmayı; Beklemeyi, ümit etmeyi. Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi. Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın. O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden. Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
| |||||
28 Ocak 2019 Pazartesi
CANAN TAN KİTAPLARI : BEYAZ ATLI PRENSE İNANANLAR #2
Aysun Dereköy
Ocak 28, 2019
aşk, canantan, ensonyüreklerölur, eroinledans, kitap, piraye, sevgılıler gunu, yüreğimseniçoksevdi
Şubat ayında önereceğim diğer yazar ise Canan Tan. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olan yazar hayatını hep yazmaya adamış.Hem Ankara'lı olmam hem de sağlıkçı olmam belki de ona kendimi daha yakın hissettirdi.Kendisiyle Adana Kitap Fuarına geldiğinde kısa bir tanışmamız oldu.Oldukça içten ve okurlarına karşı çok samimiydi.Onun hemen hemen tüm kitaplarını okudum ama ben de Piraye'nin yeri ayrıdır.
CANAN TAN KİTAPLARI
PİRAYE
EROİNLE DANS

Bu kitabı ilk okuduğumda kızım daha küçüktü.ülkemizde madde bağımlılığı bu kadar rahat konuşulmuyordu.Her anne ve babanın mutlaka okuması gerekiyor diye düşünüyorum.Çocuklarımızı anlamak,onlardaki kişilik bozukluklarını farketmek için öncü olabilir.Yine ergenlik çağındaki çocuklar için de okutulmalı diye düşünüyorum.Kendilerineçok güzel bir hayal alemi sunan eroinin gerçekte nasıl bir canavar olduğunu bilmeleri gerekiyor.
Genellikle aşk ve sevgi üzerine konuşsak da yazarın bu kitabı bizi toplumsal açıdan bilgilendirici olduğundan buraya aldım.Umarım okursunuz.
EN SON YÜREKLER ÖLÜR
İşte tam bir sevgililer günü kitabı.Aşk her zaman ve her koşulda yaşar dedirten bir kitap.Göz yaşlarınıza hakim olamayacaksınız.Hayatınız boyunca Deniz ve Nehir'in yaşadığı gibi bir aşk isteyeceksiniz. Bu kitabı okuyup hala gözünüzde yaş kaldığını düşünüyorsanız benzer filmini de mutlaka seyredin.Mehmet Günsür ve Belçim Bilgin başrolde.Aşk tesadüfleri sever.Benden söylemesi...
YÜREĞİM SENİ ÇOK SEVDİ

KRİSTİN HANNAH KİTAPLARI: BEYAZ ATLI PRENSE İNANANLAR #1
Aysun Dereköy
Ocak 28, 2019
kitap, kristinhannah, kristinhannahbooks, kristinhannahkimdir, kristinhannahserisi, sevgilergünükitapönerileriromantikkitaplar
Kalbinin bir yarısı prenses gibi düşünen ve hala beyaz atlı prensin varlığına inananlar. Sevgililer gününüz kutlu olsun. Bu ilk tanışma yazımın güzel ve romantik bir zamana denk gelmesine sevindim. Çünkü bende hala iyiliğin ve romantizmin yaşadığına inanmak istiyorum. Hayattan zevk almak için buna inanmaya ihtiyacım var sanki. Şubat ayını romantik kitaplara ayırdım. Bu katagoride en sevdiğim ve en iyi olduklarını düşündüğüm iki yazarın kitaplarına yer vereceğim. Yabancı yazar olarak Kristin Hannah ve Türk yazar olarak da Canan Tan.
KRİSTİN HANNAH KİTAPLARI

Kristin Hannah evlenip çocuk sahibi olduktan sonra yazar olarak tanınmış. Onun yazmasının en önemli sebebi kanserden ölen annesine bunu borçlu olduğunu hissetmesi sanırım. Yazılarına aşkın yanında hayatın acılarını ve zorluklarını da katmış. Her koşulda paylaşmayı bu kitaplarla öğreneceksiniz. ATEŞ BÖCEĞİ YOLU
Kristin Hannah’ın Ateşböceği Yolu, kadınların hayatında bir mihenk taşı oldu. Dünya çapında, kadınlar Tully ve Kate’in kalıcı dostluğunun hikayesini kucakladılar. Tully ile güldüler, Kate ile ağladılar ve Tully’nin annesi ile arasındaki kırık ilişkinin acısını çektiler. Şimdi, Kristin Hannah beş yıl aradan sonra Fly Away’de bu unutulmaz karakterlerle dünyaya geri döner ve sorular sorar…
Dünyanız paramparça olduğunda, nasıl kendinizi bir arada tutardınız?…
Ateş Böceği Yolu, yollarını kaybetmiş ve hayatlarını artı bir mucize haline getirmek için birbirlerine ihtiyacı olan üç kadının hikayesidir. Okuduğum ilk Hannah kitabıydı.bu kitap beni yazara bağladı ve tüm kitaplarını okumama sebep oldu.
SEVGİ UĞRUNA YAPTIKLARIMIZ
İnsanın yüreğine dokunmasını bilen ender yazarlardan biri Krıstin Hannah. Hayat mücadelesini,umudu,aşkı,sevmeyi-sevilmeyi,acıyı ve paylaşmayı kısacası varoluş sebeplerimizi hikayenin içinde görüyoruz.Herkesin hayatından bir kesit bulacağı hikayeler ortaya çıkarıyor.Konular öylesine içten ve samimi bir dille ifade ediliyor ki okumuyor,yaşıyorsunuz.Bu kitabında hayatta en önemli şeyin sevgi olduğunu bir kez daha vurguluyor.Karşınızdaki eş-anne-çocuk-arkadaş,kim olursa olsun eğer onu seviyorsanız birlikte olmak için her yolu denersiniz. Acıların,hataların varlığını kabul edersiniz ve her şeye rağmen mücadeleden vazgeçmezsiniz.Hayat ancak sevdikleriniz yanınızda ise bir anlam kazanır.
SEVGİ İÇİN MÜCADELEYE DEĞER DİYENLER BU KİTABI OKUMALI DİYORUM...
ATEŞ BÖCEĞİNİN ŞARKISI
"Ateşböceğinin Şarkısı" öylesine yoğun duygularla dolu ki okurken ara vermek zorunda kaldım.Sevdiklerinin kaybı sonucu insanların iç dünyasını ve bunun hayata yansımalarını çok hissederek yazmış.Duygu aktarımı çok yoğun.Dolayısıyla kendinizi acılı ve mutsuz hissediyorsunuz.Ama bitirmeden de elinizden bırakamıyorsunuz.Okurken ara verme nedenim ,yaşanan hüznü ve umutsuzlukları sindirebilmek içindi.Doğrusu kendini kötü hisseden kişilere tavsiye etmem.Yazara hayranım çünkü gerçekten karakterlere iyi bürünüyor.Okurken kendinizden geçiyorsunuz.Bir müddet yazdıklarını okumayı düşünmüyorum.Çok etkileniyor ve kırılgan oluyorum.Ama biliyorum ki fazla uzak kalamayacağım.Kalemi büyülü ve yazdıklarını merak etmekten kendimi alamıyorum.
Yukarıda ki yazdıklarımı okuyanlar ne kadar çelişkili duygular yaşadığımı fark etmiştir.Bu kitabın güzel olmadığından değil,oldukça duygu yüklü olmasından.
Bir anne,bir eş ve en iyi dost kaybedilirse insanın hayatı nasıl değişir? Parçalanan bir aile nasıl toparlanabilir?Ergenlik çağında bir kız çocuğu nasıl yetiştirilmelidir? Bu soruların cevabını aldığınız ve bolca gözyaşı döktüğünüz bir kitaba merhaba deyin...
Yeni kitaplarda ve yeni yorumlarda buluşmak dileğiyle...
İLKBAHAR RÜYASI
Bence sevgiyi en iyi anlatan yazarlardan biri Kristin Hannah.Onun kitaplarını okurken içimden bir sıcaklık aktığını ve gözlerimin dolduğunu mutlaka hissederim.Duyguları öylesine içten ve doğal bir dille anlatıyor ki sanki kendiniz yaşıyormuşsunuz gibi oluyorsunuz.Aslında anlatmaya gerek yok.Aile,arkadaşlık,dostluk kavramlarına önem veriyor ve sevgiyi hissetmek istiyorsanız okuyacağınız tek yazar.Bu kitabı da diğerleri gibi olduğundan kitap ayırmayın okuyun diyorum.
Küçük bir alıntı ile içeriği özetleyelim:
"Sevgi bedenler gibi değildi, hiçbir yere gitmezdi, sonsuza dek var olurdu.İçinizde kalır, anlar ve anılara karışırdı. Angel gözlerini yavaş yavaş açtığında gözyaşlarının arasından Madelaine ile Lina'yı gördü.Artık sevgiyi onlarla bulacağım Francis.Yemin ederim."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









